THE SECRET (SIR) KİTABI HAKKINDA


THE SECRET (SIR) KİTABI HAKKINDA

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir “Sır” fenomeni alıp başını gitmektedir. Herkes birbirine bu kitaptan bahsetmekte, üzerine yazılar yazılmakta, programlar yapılmaktadır. Kitap öylesine tanındı ve sansasyon yarattı ki, kitabın yazarlarının aynı konuyu farklı yönlerden açıkladığı bir çok kopyaları üretildi. Hatta kitabın öğretilerini verdiğini iddia eden eğitim kuruluşları açılmaktadır.

Neydi insanları mıknatıs gibi çeken bu fenomen? Bence sorunun cevabı insanlığın çektiği zihinsel açlıkla açıklanabilir. Zihinsel açlık insanların açıklayamadığı bazı temel unsurlarda saklıdır. Nasıl oluyor da bazı insanlar diğerlerine göre daha başarılı, daha şanslı olmakta ve dünyanın nimetlerinden çok daha fazla faydalanmaktadır. Başkaları tarafından çok daha fazla çekici bulunan insanlardaki şeytan tüyünün sırrı nedir, bazılarına nasıl olup da; Allah, “yürü ya kulum” demiştir acaba?

Kitapta özetle şunlar anlatılmaktadır. İnsanlar ulaşmak istedikleri her şey için gerekli kaynaklara sahiptir. Aynı zamanda evren de tüm isteklerimiz için sonsuz bir kaynaktır. Bu nedenle isteklerde sınır konmadan dilediğince istenebilir. Ayrıca evrensel enerji içinde zaman kavramı yoktur. Yani derhal istenilen şeylere ulaşabilir. Bunu başarmak için de sürekli olarak bu isteğe odaklanılması gerekmektedir. Kişi kendisini o isteğine kavuşmuş gibi yaşamalı, devamlı onunla ilgili olarak kendi kendine olumlu telkinlerini sürdürmeli ve her an o isteğe kavuşacağını bilmelidir.

Aslında bu ve benzeri ritueller aslında yeni kavramlar değillerdir. Uzun yıllardır bu konuyla ilgili birçok kitap yazılmış ve bu konular anlatılmıştır. Bu anlamda “Sır”rın sırrının, çok başarılı bir ticari tanıtımın altında yatmakta olduğu söylenebilir.

Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, zihinsel enerjinin ve bilinçaltının gücü insanlığın harekete geçiremediği kör ancak çok büyük potansiyelidir. Örneğin; plasebo etkisi bunun en önemli örneklerindendir. Plasebo içinde etken madde olmayan ancak görünüm ve tad olarak asıl ilaçla aynı olan madde demektir. Bir ilacın etkisini ölçmek için en önemli kriter plaseboya göre etki oranıdır. Bir ağrı kesiciyi ele aldığımızda içinde etken madde olan asıl ilaç verildiğinde oluşan sonuç 100 birim ise, plasebo verildiğinde elde edilen etki 80 hatta 90 olabilmektedir. İlaç piyasaya sunulurken de ortalama olarak plaseboya göre daha fazla olan etkisi oranında etkinliği ifade edilmektedir.

Bir başka örnek de, doruk deneyimler sırasında yaşanan olaylardır. Örneğin; normal bir ortamda ısınmak için bile ateşe temkinli yaklaşan annenin, yanan bir evde mahsur kalan çocuklarını kurtarmak için evin içine hiç düşünmeden girdiğinde yaşadığı durumdur.

Bu konuyla ilgili örnekler çoğaltılabilir. Burada önemli olan unsur insanlara ait bu müthiş kaynağın doğru şekilde harekete geçirilmesi gerekliliğidir. Çünkü insan zihninin oldukça karmaşık yapısından dolayı insan potansiyeli ile ilgili mesajlar çok dikkatli verilmelidir. Zihin katmanları çok boyutludur ve bir uyarının hangi sonuçlara ulaşacağını kestirmek her zaman mümkün değildir. Bu nedenle de kitap içinde verilen mesajlara dair çok şey söylenebilir.

Ancak bence en çok dikkat çeken noktalardan birisi “iste-inan-al” üçlemesi ile formüle edilen düşünce biçimidir. Aslında hemen her insan potansiyel olarak aynı doğmaktadır. Bununla beraber özellikle çocukluk döneminde olmak üzere yapabilirliklerimizle ilgili olumlu veya olumsuz birçok düşünce kalıbı zihnimize kazınmaktadır. İlerleyen yaşlarda ise tüm davranış ve düşünce biçimlerimiz bu temel şemalara göre hareket etmektedir. Bu konuyla ilgili bir diğer önemli gerçekte kişinin herhangi bir isteği ile ilgili onu kısıtlayan düşünce kalıplarının her zaman farkında olamayacağıdır. Bilinçaltının derinliklerinde aynı konu ile ilgili birbiriyle çelişkili birçok inanç kalıbı olabilmektedir. Örneğin; bir kişi çok zengin olmak isteyebilir ve kitapta anlatıldığı şekilde bunu zihninde canlandırabilir, onu sürekli yaşayabilir. Ancak bilinçaltının derinliklerinde “Zenginler üç kağıtçıdır, zengin olmak için başkalarının hakkını yemek gerekir” gibi kısıtlayıcı bir inanç varsa bu beklentisine ulaşması mümkün değildir. Bir şekilde ulaşsa bile mutlu olamayacağı kesindir. Ancak kişi kitapta yazdığı şekilde kendini bu isteği için koşullamaya devam ettiğinde ve ulaşamadığında yaşayacağı psikolojik gelgitlerin yaratacağı olumsuz sonuçların kestirilmesi mümkün değildir. Bu durumu tıpkı her hafta sayısal lotoyu kazanma hayaliyle yaşayıp, cumartesi gecesinden Pazar sabahına kadar bunun hayal kırıklığını sürekli yaşayan kişinin durumuna benzetebiliriz.

Bu konuya bir de zihinsel enerjiler yönünden bakılmalıdır. Kitapta anlatılan, istenilen şeyle kişinin zihinsel enerjisinin aynı frekansta buluşması gerekliliği, ancak saf bir enerjiyi yaymakla mümkündür. Ancak aynı konuda çelişkili inanç kalıplarına sahip kişinin o saf enerjiyi yayması mümkün değildir. Bu durumda da istenilen sonuca ulaşılması oldukça zordur.

Tüm bunların ışığında, insanlığın bu zihinsel açlığını gidermek için çok daha doğru kaynaklara ihtiyaç duyduğu açıktır. Bu ve benzeri kitapları okuyanların öğrendiği şeylere bir de bu açıdan bakmaları gerekmektedir. Bu nedenle insanlar bu kitaplarda bahsedilen şeylerin büyüsüne kapılmadan önce kendisini çok daha iyi tanımalı ve ulaşmak istedikleri şeyle ilgili zihinsel saf enerjiye ulaşmayı başarabilmelilerdir. Bunun için de kendisiyle yüzleşme becerisine ve cesaretine sahip olarak işe başlanabilir. Ardından da kendisini kısıtladığını fark ettiği bu kalıplardan sıyrılmayı öğrenmelidir. Bunların neler olduğunu ise başka bir yazıda sizlerle paylaşmak üzere…

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın…

#Sırkitabı #Secret #Bilinçaltınıyönetmek #Düşünceningücü

0 görüntüleme