İş mi Yok? Yoksa...


Ülkemizde birçok kişi, işsizlikten; iş bulanların çoğu da, yeteri kadar para kazanamamaktan veya manevi tatminsizlikten şikâyetçidir. İstatistikleri incelediğinizde, bunun çok önemli bir sorun olduğu aşikârdır. Ülkenin ekonomik gerçekleri, istihdam olanaklarının kısıtlılığı ve benzeri birçok neden, bu sorunun kaynağı olarak söylenebilir. Elbette, sorunun çözümü için, devlet ülkede yatırım olanaklarının gelişmesini sağlayacak düzenlemeler yapmalı, kaynak yaratmak için çabalamalı, yatırımcılar iş yerleri açmalı veya işlerini büyütmelidirler. Bu soruna, istihdamı oluşturanların sorumluluklarının ötesinde, bir de iş arayanların yönünden bakmak gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü, iş oluşturma veya işe uygun konuma gelme konusunda, iş arayan bireylerin de çok önemli sorumlulukları vardır (olmalıdır). Kendini tanımamak ve hedeflerinin farkında olmamak… Üniversiteyi bitirenlerin yüzde ellisinden fazlasının, kendi alanı dışında çalıştığını düşünecek olursak; bilinçsizliğin, eğitim sürecinin içinden başladığı anlaşılmaktadır. Kimse, gerçekten ne istediğini bilerek kendini hayata hazırlamamaktadır. Bir üniversitede, kamu yönetimi son sınıfta okuyan yüz civarında öğrenciye yaptığım seminer sırasında, katılımcılara; “Kendileri ile ilgili net bir hedefleri olup olmadığını” sorduğumda, aldığım sonuç beni çok endişelendirmişti. Çünkü; yüz kişiden sadece, evet sadece bir kişi kendi geleceği ile ilgili net hedeflere sahipti. Kişi ne istediğini bilmediği sürece, koşullar ona nasıl yardımcı olabilir ki? Pozitif inanç eksikliği veya negatif inançların varlığı… Birey, ülke ekonomisinin kötü, olanakların çok az olduğunu düşündüğü sürece, elde edebileceği olumlu sonuçları baştan yok etmektedir. Çünkü; dış dünyaya yaydığı enerji, istediği sonuçları desteklememektedir. En çok gördüğümüz inançlardan birisi ise “torpil bulmak”la ilgilidir. Birçok kişinin inancı “Bir yerlerde iş bulmak için torpil bulmak gerekir” veya “arkamızda dayımız yok ki!” şeklinde olabilir. Bu durumda birey kendi özelliklerine odaklanmak yerine, edilgen bir tavırla başkalarından medet umar hale gelmekte ve kendisini otomatik olarak ikinci plana itmektedir. Ayrıca, enerji odağı torpil bulmakla ilgili olduğundan, iş bulma odağından sapmaktadır. Kendine güven eksikliği… Eğitim sistemimizin gençleri hayata hazırlamadığı bir gerçektir. Mevcut sistemin bilinçsizce peşinden koştuğu şey, gençleri sınava hazırlamaktır. Ataerkil bir yapıda yetişip, kendi düşüncelerini, özünü ifade etmekten ve girişimcilik ruhundan uzak yetişen kişilerin, kendi güvenlerini geliştirmeleri zordur. Buna, bir de toplumun ve ailenin bireyleri yönlendirdiği kalıpları ekleyecek olursak, bireyin kendisine sunulandan farklı bir düşünce biçimine sahip olması saflıktan ibaret olur. Seçenek kısıtlaması… Çoğunluğun seslendirdiği şey “garantili bir iş” arzusudur. Bunun ne anlama geldiği ise muğlaktır. Kimine göre garanti; devlet kapısında bir iş, kimine göre; sigortalı bir iş, kimine göre; adı duyulmuş bir firma da çalışabilmek, kimine göre; ay sonunda alacağı parayı bilmektir. Oysa, bu dünyada neyin garantisi olabilir ki! Bu düşünce yapısına sahip olup, bir şekilde kendisini bu garantili işlerden birine, özellikle devlet kapısına atan birçok kimse, yaşadığı verimsiz ve asıl beklentisinden çok uzakta bir çalışma hayatı sürdürmektedir. Sonuçta, kendisini depresyon veya anksiyete (gerilim) bozukluklarının kucağına itmektedir. Yine; iş arayanların çoğu KPSS’yi bir kurtuluş olarak görmekte ve bütün enerjilerini, gerçekten o ortamı isteyip istemediklerini bilmeden, bu sınava yönlendirmektedirler. İnsanlar, iş üretmek yerine, kendi kısıtladıkları seçenekleri ile seçeneksizliğin içine düşmektedirler. Görünen o ki, iş kavramına yüklenen anlam, birilerinin bizim için ürettiği istihdam kapısında çalışmaktır. Bu, bazıları için mutlak doğru olabilir. Kişi bilinirlikler içinde, kendini mutlu hissedebilir. Ancak, çoğunluğun sürü şeklinde buna kapılması ve kendini inkâr etmesi, zor kabul edilesi bir durumdur. Düşük seviyeden başlamayı es geçmek… İş bulmak veya bulunan işte gelişimin en önemli engellerinden biriside düşük seviyeden başlamaya karşı duyulan bilinçli veya bilinçsiz tepkidir. Kişi tabi ki, kendince hak ettiğini düşündüğü yerden işe başlamalıdır. Ancak, bu çoğu zaman için doğru olmayabilir. Kendine güvenen bir birey, yeri geldiğinde düşük seviyeden başlamayı, böylece iş hayatını daha iyi tanımayı, göze alabilmelidir. Çalışacağı kurumun, kariyer yapmaya yönelik tutumunu incelemeli ve önünün açılacağını görebilirse, çalışmaya başlamalıdır. Bazı işlerin yapılabilirliğini tümüyle es geçmek… Geçenlerde, ülkemizde, özel sektör ve devletin iş birliği ile yapılan bir eğitim kursu hakkındaki haber dikkat çekiciydi. Garantili olarak sunulan bu iş kursuna kimsenin katılmadığından bahsediyordu. Bireyler, kendilerine bu işi yakıştıramadıkları için katılmaktan kendilerini men ediyorlardı. Bu haberle ilgili yapılan yorum ilginçti; “İş imkânı el emeği gerektiren sanayide çalışacak işçiler içindi. Oysa, televizyon dizileri ile pompalanan, masa başında oturarak iş üreten insanların daha başarılı, sosyal ve mutlu oldukları yönündedir. Sonuçta “İş arayanlar bu tür işleri tercih etmiyorlar.” şeklindeydi. Bu yoruma katılmamak elde değil. Her işin kendine ait bir ruhu, saygınlığı olduğu ve topluma, sonuçta bütüne katkısı olduğunu göremediğimiz sürece, çözümleri üretmemizin gittikçe zorlaşacağı kesindir. Katma değer yaratmak… İş arayan kişilerde gözlemlenen başka bir unsur da, iş bulmak için yeterince şey yaptıklarını düşünmeleridir. Çoğu iş arayan kişi, kendine bir özgeçmiş hazırlamakta (genellikle basmakalıp!) ve bunu internetten birçok firmaya göndermekte veya elden bırakarak sonuç beklemektedir. Özgeçmiş hazırlamak ve sunmanın, ayrıca iş görüşmesini sürdürebilmenin birçok önemli noktası olmasına rağmen, kişiler bunu atlayabilmektedir. En çok dikkat çeken unsurlardan birisi, iş arayan kişinin başvurduğu firmaya nasıl bir katkı sağlayacağını bilmemesi veya bunu ifade edememesidir. Yani; kişi, girmeyi düşündüğü iş yerinde, nasıl bir verimlilik oluşturacağının ve işin büyümesine nasıl katkı sağlayacağının farkındalığından uzaktır. Bu durum, bireyin seçilebilirliğini azaltmaktadır. Kendine yatırım yapmamak… Birey kendine yatırım yapmanın önemini kavrayamadığı sürece bir şeyleri değiştiremez. Çoğu kişi, kendine nasıl yatırım yapacağının tam olarak farkında değildir. Özellikle, duygusal ve sosyal zekasını geliştiremeyen bireylerin, iş yaşamındaki başarıları düşük olmaktadır. Bununla beraber, aynı bireyler, aradıkları işle ilgili teknik becerilerini artırmak için, çaba harcamadan sonuç aramaktadırlar. Şu konuyu daima hatırlamak gerekir; “Siz hazır olmadıkça, siz kendinizi hazırlamadıkça, beklentileriniz sizinle buluşmayacaktır.” Girişimcilikten uzak durmak… Girişimcilik, risk almak ve rekabete açık olmak, insanın potansiyelini artıran en önemli meziyetlerdendir. Bu konuda fark yaratmayı başarmak veya en azından buna odaklanmak, bireyi çizdiği çerçevenin dışına çıkararak, sonuç almasını sağlar. Girişimcilik için iki önemli unsur vardır. Birincisi; ortamın hazır olması, yani devletin gerekli düzenlemeleri yapması, ikincisi ise; bireyin hazır olmasıdır. Ülkemizde, genellikle karşılıklı olarak hazır olamama durumunun varlığı söz konusudur. Değişen ekonomik düzen ve bilginin önemi… Belki de; hepimizin kavraması gereken en önemli nokta, dünya düzenin artık değiştiği gerçeğidir. Bu düzende öne çıkan yegâne şey; bilgiye sahip olma, onu kullanabilme ve bilgi üretebilmenin önemidir. Bilgi, kendi içinde birçok parametre barındırmaktadır. Fikir üretme, inovasyon, teknoloji geliştirme, verimlilik modelleri oluşturma bunların başlıcalarıdır. Bununla beraber, buna yatırım yapmayan kurumlar ve bireyler, çağın yapısı ile entegrasyonu ıskalamaktadırlar. Bugün, işlevsel bir web sitesi oluşturarak, yükselmiş olan, son derece başarılı girişimcileri hepimiz biliyoruz. Sonuçta; iş arayan kişi iş, bulabileceğine dair pozitif inanç oluşturamamakta, gerçekte nasıl bir işin onu temsil ettiğini bilmemekte, kendine güvenmemekte, bununla beraber garantili bir iş aramakta, garantili iş ile sunulan kurslardaki işleri beğenmemekte, gireceği işte nasıl bir katma değer yaratacağını bilmemekte veya bunu izah edememekte, bulduğu işlerde düşük seviyelerden başlayıp kendini gösterip yükselmesi gerektiği gerçeğini reddetmekte, girişimcilikten uzak durmakta, bilginin güç olduğunu unutup, kendine yatırım yapmamakta ve böylece kendini mutlu edeceğini düşündüğü işi aramaya devam etmektedir. Bu tabloya bakınca, daha da devam edeceği kesindir. Ekonominin işleyiş kurallarından birisi, verimliliktir. Yani, elde ettiğin verimliliğin sonucunda, karlılık ve iş hacmi büyüyecektir. Her firmanın ve her çalışanın, verimlilik odaklı çalıştığı bir ülkeyi hayal edin. Herkes, birim zamanda maksimum sonuç elde edecek şekilde iş üretmeyi başarırsa, oluşacak iş hacmi ile bu ülkede işsiz kalmayacağı açıktır. Sonuçta şunu söylemek doğru olur; “Kendime ve bütüne nasıl katkı sağlayabilirim?” sorusunun cevabı, bizi esenliklere çıkaracaktır. Murat SOYSALAN

#İşyaşamındabaşarı #Başarı #İsteklerimizeulaşmak #İşbulmak #İşgörüşmeleri

0 görüntüleme