"Ne İstemediğine" Değil , "Ne İstediğine" Odaklanmak


“Ben ne istemediğimi çok iyi biliyorum, size hepsini söyleyebilirim. Ancak ne istediğimi söyleyemem. Bir çok kararsızlıklarım var. Hayatıma giren şeyler bir şekilde ellerimden kayıyor ve uzaklaşıyor, tam onları elde ettim derken birden kaybediyorum. Bu hayatımda sürekli tekrar ediyor. Bunun çözümünü bulamadığım için zaman zaman depresif moda giriyorum, umutsuzluğa kapılıyorum. Ayrıca kendime olan güvenim azalıyor ve kendimi değersiz, işe yaramaz olarak görüyorum. Çünkü bana biçilen rolde hayatımı devam ettiriyorum, dümeninde benim olmadığım gemide, gemi nereye giderse orada yaşıyorum.” Bu durum, insanların çoğunun yaşadığı ancak tam dillendirmedikleri bir gerçeği yansıtıyor. Tarihi veya yaşadığımız çağdaki toplumları incelediğimizde aslında bu durumun sadece bireyler için değil toplumlar için de geçerli olduğunu görürüyoruz. Gerçekten ne istediğine odaklanan liderlerin ve arkasındaki toplumların mutlaka bir yerden bir yere gittiklerini ancak “istemezük”cüler veya ne istediğini değil istemediğini ifade edenlerin veya enerjisini bu yöne kaydıranların ise başarısız olduğunu anlıyoruz. Peki ne oluyorda bu durum gerçekleşiyor? Sorunun cevabı için bir kaç neden sıralanabilir; Farkındalık eksikliği; Kişi böyle bir şeyin önemini bilmiyor olabilir veya yaşadıklarının kökeninde bunun yattığının farkında olmayabilir. Örneğin; ikili ilişkilerde çok sık görülen bu durum, beklentilerle dolu bir ilişki yumağının oluşmasına yol açmaktadır. Bir ilişkiden ne istemesi gerektiğinin açık tarifini yapamayan çiftler ortak bir payda da buluşmayı başaramamaktadırlar. Aynı şekilde toplumlarında farkındalık düzeylerinin düşük olması sadece onlara verilenle yetinmeleri gerektiğine dair oluşturdukları bilinçsiz inanç farkındalık önündeki en büyük engeli teşkil etmektedir. Yetişme tarzı ve kültürel alışkanlıklar; Eğer bireyin yetiştiği ortamda cevaplar birey sormadan veya sorgulamadan verilyorsa, kişinin ne istediğini bulması çok zor olabilir. Onun yerine düşünen ve bunu ona dikte ettiren anneler, babalar, öğretmenler, yöneticiler....ve benzeri otorite öğeleri varsa sonuçlar istenmeyen yönde gelişebilmektedir. Girişimcilik eksikliği; Özellikle iş dünyasında başarılı olmak isteyen bireylerin kendi potansiyellerine yatırım yapmasının imkanlarının yaratılmadığı durumlarda kişiler kendi istediklerini bulmak yerine kendisine en yakın güvenli liman olarak gördükleri iş fırsatlarını değerlendirmeye çalışmaktadırlar. Bu durum kısa vadede beklenen sonuçları verse de uzun vadede bireyin verimsizliği ve mutsuzluğu olarak geri dönmektedir. Sorumluluk alma bilinçsizliği; Bireyin yaşadığı kendisini, ailesini ve çevresini ilgilendiren olaylar karşısında sorumluluk almaktan uzaklaşıyor olması zamanla hiç bir şey için bir şey yapmama durumunun oluşmasına yol açmaktadır. Muhtemelen kişi sorumluk aldığında bir şey elde edemeyeceğine veya atması gereken adımlar için içsel güven veya değerinin olmadığına bilinçsizce inanmaktadır. Kurtuluş savaşı sonrası yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni zihninde oluşturamayan Mustafa Kemal bu savaşı kazanamazdı, bir gün herkesin evinde bilgisayar olacağını öngöremeyen Steve Jobs başaramazdı, ne resme

deciğini önceden bilmeyen Picasso şaheserlerini oluşturamazdı, nasıl bir müzik icra edileceğini önceden kulaklarında duymayan Mozart o eserlerini yazamazdı...Evet bunların hiç birisi olamazdı. Bir şeyleri elde etmek önce onların varlığını kabul etmek, zihninizde var etmek ve avucunuzda olduğunu hissetmekten geçmektedir. Ne istediğinizi kavramak için kendi özdeğerlerinizle buluşmanız, amaçlarınızı saptamanız ve bunları hedef haline getirip yaşam denen kendini gerçekleştirme sahnesinde oyununuzu en iyi şekilde oynamanız dileğiyle. Murat SOYSALAN

#Başarı #İşyaşamındabaşarı #İsteklerimizeulaşmak #Hedeflereulaşmak #Düşünceningücü

0 görüntüleme