Yunus Emre ve Holografik Evren


Mani evine daldık, vücuda seyran kıldık İki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk Yedi gök yedi yeri, dağları denizleri Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk Tevrat ile incili, Furkan ile Zeburu Bunlardan beyanı cümle vücudda bulduk Yunusun sözleri hak, cümlemiz dedik saddak Kanda istersen anda HAK, cümle vücudda bulduk Yukarıdaki dizelerin sahibi Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erenlerinden ve şairlerinden biri olan Yunus Emre, 1238 – 1321 tarihleri arasında, Orta Anadolu’da yaşamıştır. Taptuk Emre’nin dergâhında manevi eğitim almış, Mevlana Celalettin-i Rumi ve Hacı Bektaşi Veli ile tanışma fırsatı bularak, onlardan feyz almıştır. Yunus Emre, yaşadığı dönemden günümüze dek süren ve geleceğe de ışık tutacak bir aydınlığın sahibidir. Kendisi, sevgi yoluyla, insanlığın hem kendileriyle, hem evrenle kaynaşmasının sağlanabileceğine ve sonsuz yaşamın bu şekilde doğacağına inanmaktaydı. Bu düşünce sistemi dünya üzerinde insanlık var oldukça değerini koruyacaktır. Yunus Emre’nin inanç sistemi kayıtsız şartsız sevgiyi yaşama ve Vahdet-i Vücud (Varlıkların birliği, tekliği) düşüncesine dayanmaktadır. Bu inanış “Evrende var saydığımız tüm varlıklar, yaratıcının varlığının değişik suretlerde dünyada var olmaları olup; kendi başlarına varlıkları yoktur” ilkesine dayanır. Yaratıcının bu âlemi oluşturmasının amacı ise; insanlığa, evrene, kendi var oluşunun yansımasının görülebilmesini sağlamaktır. İnsanoğlunun bu bütüncüllüğü kavrayamaması ve kendini diğerlerinden ayrı hissetmesinin nedeni ise, beşeri özelliğidir. Yani, dünyayı beş duyusu ile algılaması ve anlamlandırma çabasıdır. Oysa; hepimiz bilmekteyiz ki, beş duyunun dışında da algılanabilecek bir evren vardır. Örneğin; hiç kimse radyo dalgalarını duyuları ile alamaz. Ancak, bu durum radyo dalgalarının var olduğu gerçeğini değiştiremez. Bizim algılama kapasitemizin dışında da, bu dünya ve evren için bazı gerçekler vardır. Yunus Emre’ye göre; evrensel bütünlüğü sağlaması gereken en önemli zamk sevgidir. Sevgi, frekansı en yüksek ve yoğun hissedilen, insanın başkalarıyla paylaşım içinde olduğunu anlamasını sağlayan, çok temel bir duygudur. Yunus, bu duyguyu, bir çiçeğin sarı renginde, bir ağacın hışıltı sesinde, bir böceğin kanat çırpışında, bir çocuğun gülüşünde, bir insanın özünde görmekte ve hepsinin, bir bütünün yansımaları olduğunun mesajını vermektedir. Hak cihana doludur, Kimseler Hakkı bilmez O'nu sen senden iste, O senden ayrı olmaz Dünyaya gelen geçer, Bir bir şerbetin içer Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez Gelin tanış olalım, İşin kolayın tutalım Sevelim sevilelim, Dünyaa kimseye kalmaz Yunus sözün anlar isen, Mani'sini dinler isen Sana iyi dirlik gerek, Bunda kimseler kalmaz HOLOGRAFİK EVREN İnsan beyninin işleyiş tarzı hakkında holografiye dayalı görüşler, 1940'lı yıllara dayanmaktadır. O yıllarda yapılan bir takım deneylerde, farelerin beyinlerinin bir kısmı alınmış ve gösterecekleri tavırlar izlenmiştir. Sonuçta, farelerin kendilerine öğretilen yolu, beyinlerinin bir kısmı alınmadan önceki gibi bulabildikleri saptanmıştır. Yapılan başka bir deneyde ise; görme merkezinin yüzde 98'i alınmış bir kedinin, görme fonksiyonunu eskisi gibi yerine getirebildiği görülmüştür. Bu bulgular bilim adamlarını şaşırtmış ve beynin holografik özellik gösterdiğine dair düşüncelerin, taraftar bulmasına yol açmıştır. Yani; parça, bütünü yansıtmaktadır. Hologramın çalışma prensibine göre; bir ışın kaynağı, bir ayna tarafından ikiye ayrılır. Bu ışınlardan biri, hologram plakasına doğrudan ulaşır, öbürü ise görüntülenmek istenen cisme yöneltilir ve oradan yansıyarak hologram plakasına varır. Hologram plakasına doğrudan gelen ışın ile cisimden yansıyarak gelen ışın bu plaka üzerinde görüntü olarak kaydedilmiş olur. Daha sonra, kayıt sırasında kullanılan frekansta ve aynı açıdan yeni bir ışın ile hologram plakası aydınlatılacak olursa, görüntülenen cisim, üç boyutlu olarak odanın içinde canlanır. Beyin hücreleri dediğimiz nöronlar da, tek tek birer mini hologram gibidirler ve gelen uyarıları frekanslarına ayırarak algılarlar. Çünkü beyindeki her hücre, esasında her işlevi yapabilecek yetenek ve kabiliyette var olmuştur. Günümüzdeki fizik anlayışı, evrenin birbirini kesen pek çok elektromanyetik dalgalardan meydana geldiğinden, bahsetmektedir. Ayrıca, atom altı parçacıkları ile tüm canlı ve cansız maddeler birbiriyle ilişki içindedir. Evrende boşluk yoktur ve her yer doludur. Buradan hareketle, makro planda, evrenin, tıpkı beyin hücreleri gibi, kökeni kuantum enerjisinden kaynaklanan, holografik yapıdan ibaret olduğundan, söz edilebilir. Yunus’un tasavvuf inancında; sonsuz, sınırsız tek olan yaratıcı güç kendindeki manaları seyretmeyi dilemiş ve bu manaları çeşitli şekillerde oluşturarak, sonsuz sayıda varlıkları meydana getirmiştir. Bu varlıklar yaratıcının suretlerinden ibarettir. Bu anlamda evren tek bir ruhtan meydana gelmiştir ve evrende mevcut olan her şey mevcudiyetini bu ruhtan alır. Ve bu ruh tüm canlı ve cansız evrenle irtibat halindedir. Bir şekilde herkes bu bütüne şu veya bu şekilde hizmet eder ve kendi kendine oluşan bir toplu bilinç meydana gelir. Evrensel bilinç olarak da adlandırılan bu bilinç bir hologram oluşturacak şekilde evrenin her katmanındaki her birimin, her noktasında mevcuttur. Kuantum fiziği ve teorisi, bize tüm canlı ve cansız evrenin irtibat içinde olduğunu söylemekte; uygun frekans boyutunu yakaladığımızda, düşünce enerjisi ile diğer insanlarla irtibat halinde olacağımızı, ortaya koymaktadır. Bu durumda, düşüncelerimizin kalitesi, bizim yaşam kalitemizi etkilemektedir. Bu yaşam kalitesi, yaratıcı yönümüzün bir yansıması olarak da adlandırılabilir. Yaratıcı güç, bir anlamda tanrısal güçtür ve insanoğlunun sahip olduğu, ancak tam olarak nasıl kullanacağını bilmediği bir durumu ifade eder. Hologram prensibi; bütünün sahip olduğu özelliklerin, boyutsal olarak her birimde nasıl mevcut olabildiğini açıklar ve Yunus Emre’nin anlatmak istediğinin, kısmen de olsa daha iyi anlaşılabilmesini, sağlar. Holografik yapının önemli bir diğer özelliği ise; zaman ve mekan kavramları olmaksızın, geçmiş, şimdi ve gelecek diye bildiğimiz her şeyi, yani tüm bilgileri, bir arada bulundurmasıdır. Zaman, mekan, geçmiş, gelecek diye algılananların hepsinin, algılayanın kapasitesinden kaynaklanan göreceli değerler olduğu, bir kez de hologram prensibi ile destek görmüştür. Parça, bütünü temsil etmektedir. Çağlar ötesinden bize mesajını iletmeyi başaran Yunus Emre’nin, hala çok canlı olarak varlığını koruması, mesajının sağlamlığıyla ilgilidir. Yunus, kendi özüne ulaşmayı başarmış ve ego zırhının arkasını görmeyi başarmıştır. En temel birleştirici unsur olan sevgiyi, her zerresinde hissetmiştir. Evrene sevgiyle baktığında ise, yaratıcının büyük planını algılamayı başarmıştır. Gördüğü her parçada, bütüne ait izleri fark etmiştir. O halde, parçaya özen göstermeli ve bütüne doğru katkıyı yapmalıdır. Çünkü; insanoğlu gerçek mutluluğu ve özgürlüğü, ancak bütüncüllüğü kavradığında yakalayacaktır. Murat SOYSALAN

#yunusemre #kuantum #kuantumdüşünce #holografikevren #çekimyasası #Düşünceningücü

53 görüntüleme